Sinemada Mimarlık-Yüzüklerin Efendisi #1

Minas Trith

Peter Jackson’ının efsane Yüzüklerin efendisi üçlemesinde birçok unutulmaz sahne gördük, filmleri izlemiş birine favori sahnesini sorsanız birçok farklı cevap alabilirsiniz. ama Gandalf’ın Minas Tirith’e doğru at sürüşü kesinlikle popüler cevaplardan biri değildir.

Yüzüklerin Efendisi üçlemesinde hiçbir sahne bu görkemli kale şehrin ufukta görünmesinden Gandalf ve Pippin’in Denethor’un huzuruna çıkışına kadarki süre kadar etkilememiştir beni. Beyaz Şehir’i tüm asaleti ile görürüz bu sahnede: dağın etrafına inşa edilmiş kuleler ve binalar dağa oyulmuş kemerler ve daha fazlası.

PEKİ NEREDE BU MINAS TIRITH ?

Film ve kitapta geçtiği kadarıyla, Minas Tirith, Gondor Krallığı’nın doğusunda Anduin Nehri’nin yaklaşık 15 mil batısında yer almaktadır. Beyaz Dağlar’ın doğu yakasına Pelenor Çayırları üzerine dağa oyularak inşa edilen şehrin Mordor’a yakınlığı stratejik açıdan da şehri değerli kılmaktadır.

GELELİM MINAS TIRITH TARİHİ

Minas Tirith, Minas Anor (Güneş Kulesi) adıyla İkinci Çağ’ın 3320’nci yılında Elendil’in küçük oğlu Anarion tarafından bir kale olarak inşa edildi.

Tabi her şehir gibi bu şehir de savaşlardan zarar görüp ,Üçüncü Çağ’ın 420 yılında 7. Gondor Kralı Ostoher tarafından yeniden inşa edildi. Bu restorasyon sonrası Minas Anor, Gondor krallarının yazlığı konumuna gelir. 

20. Gondor Kralı Valacar‘ın ölümü ile başlayan iç savaş ve Orta Dünya’yı saran veba o sıralardaki başkent Osgiliath’tan Minas Anor’a göçlere sebep olur. 1640 yılında 27. Gondor Kralı Tarondor başkenti Osgiliath’tan Minas Anor’a taşıyor .1900 yılında 30. Gondor Kralı Calimehtar tarafından Ak Kule inşa edildi ve buraya Minas Anor Palantir’i yerleştirildi.

2002 yılında Minas Ithil’in Cadı Kral tarafından ele geçirilmesinin ardından Minas Ithil’in adı Minas Morgul (Kara Büyü Kulesi) Minas Anor’un adı Minas Tirith (Muhafız Kulesi) olarak değiştirildi.

2698 yılında vekilharç I. Ecthelion tarafından Ak Kule tekrar inşa edildi ve şehir Yüzük Savaşı süresince bilinen formunu aldı, bundan dolayı kule Ecthelion Kulesi olarak anılmaya başladı.

Üçüncü Çağ’ın sonlarına doğru Mordor tehdidinin artması şehrin göç vermesine sebep oldu. 2951 yılında Sauron’un kedini açığa çıkartması ile Şehir’e ve Gondor’a verilen zararlar büyük ölçüde arttı.

13 Mart 3019 yılında Minas Tirith resmi olarak kuşatıldı. Şehir tarihinin en büyük savaşlarından biri böylece başladı. Savaş Mordor’un kuşatma silahları ve sayıca üstünlüğü sayesinde kuşatma uzunca bir süre Şehir aleyhine seyrederken Rohirrim yardımı ile şartlar tersine döndü.

Yüzük’ün yok edilmesi sonrasında 1 Mayıs tarihinde Aragorn, Elessar adını alarak Minas Tirith tahtına oturdu. Elessar, Birleşik İnsan Krallığı’nın ilk kralı oldu. Elessar’ın bulduğu Ak Ağaç fidesi avluya dikilirken eski ağaç Gondor kralları ve vekilharçları ile dinlenmesi için Rath Dinen’e götürüldü. Yeni Ak Ağaç fidesinin çiçek açması Elessar’a büyük bir mutluluk verdi. Yaz ortası gününde Kral Elessar, Arwen ile evlendi. Birleşik Krallık’ın başkenti olan Minas Tirith’in tarihi bilinen bu şekildedir.

PEKİ TAMAM DA MİMARİSİ ?

GELELİM ASIL KONUMUZ OLAN MINAS TIRITH MİMARİSİNE

Minas Tirith’i mimari yönden incelediğimizde Osgiliath ve Minas Ithil’e benzer özellikler görürüz; beyaz taşların kullanımı bunların en göze çarpanıdır. Esasen bir kale olarak inşa edilmesinden mütevellit inşası sırasında aranan özellik dayanıklılık olsa da Numenorlular’ın Elf kanından olsa gerek Şehir’in estetikten geri kalan bir yanı yoktur. Kale yapısı Minas Tirith’i Orta Dünya’nın en görkemli şehirlerinden biri yapmakla beraber coğrafi konumu ve zekice tasarımı ele geçirilmesi neredeyse imkânsız hale getirir.

Tolkien bu durumdan şu şekilde bahseder: “Gerçekten de sağlam, içeride eli silah tutan birileri bulunduğu sürece düşman ordularınca ele geçirilemeyecek bir hisardı burası; düşman arkadan dolanıp Mindolluin’in alçak eteklerine tırmanarak Muhafız Tepesi’ni dağ kütlesine bağlayan dar sırta varırsa o başkaydı tabii. Fakat beşinci sura kadar yükselen bu sırt, batı ucuna kadar dayanan sarp kayalıklara kadar koca surlarla çevrilmişti ve burada da, göçüp gitmiş olan kralların ve hükümdarların dağ ile kule arasında hep sessiz duran evleriyle kubbeli mezarları duruyordu.”

Şehrin yapısına gelirsek: Minas Tirith her biri dağa oyulmuş yedi yüzey üzerine inşa edilmiştir. Her bir yüzey ortasında bulunan surlar ile çevrilidir. İlk katında Pippin’in bir süre kaldığı eski konuk evi yer alır. Altıncı katta şifa evleri, ahır, kiler ve Kralların Mezarları’na giden yolun kapısı, Fen Hollen bulunmaktadır. Şehir’in en üst katı olan yedinci katta Hisar, Büyük Salon, Ak Kule, Ak Ağaç ve Ak Ağaç’ın bulunduğu avlu yer almaktadır.

Kralın Dönüşü kitabında Pippin’in şehri ilk gördüğündeki düşünceleri ve şaşkınlığı üstat Tolkien tarafından şöyle ifade edilir: “Pippin, Ered Nimrais’in bittiği yerde, Gandalf’ın söylemiş olduğu gibi Mindolluin Dağı’nın kara kütlesini, yüksekteki vadilerinin koyu mor gölgelerini gördü ve günün belirmesiyle aklaşan yüksek yüzünü gördü. Dışarı uğramış dirseğinde taştan yedi kat surlarıyla son derece sağlam ve son derece eski olduğundan sanki insanlar tarafından yapılmamış da devler tarafından arzın kemiklerinden oyulmuş gibi duran Korunan Şehir’i gördü. Pippin hayretler içerisinde seyrederken surlar, şafakta belli belirsiz kızararak hayal meyal griden beyaza döndüler; güneş ansızın doğudaki gölgeden tırmanarak Şehir’in yüzüne bir mızrak yolladı. O zaman Pippin bir çığlık attı çünkü en tepedeki surlar içinde duran Ecthelion Kulesi göğe doğru, tıpkı inci ve gümüşten bir başak gibi ışıldayarak, tüm endamı ve zarafetiyle parlamaya başladı; tepesi sanki billurdan yapılmış gibi pırıl pırıldı; sonra sabah esintisinde, surlardaki mazgallı siperlerden çıkan ak bayraklar dalgalandı; yüksekten ve uzaktan gümüş borazanların berrak çınlamalarını duydu.”

Kitapta geçen bu “Sanki insanlar tarafından yapılmamış da devler tarafından arzın kemiklerinden oyulmuş gibi duran Korunan Şehir’i gördü.” cümlesi Şehir ve Gondor mimarisinin özetidir aslında. Dağ’a oyularak yerleştirilmiş bu Şehir krallıklarını dağların içine oyan cüceleri utandıracak kadar ustaca ve görkemli bir iş olduğu gibi estetik açıdan da bir elf elinden çıkmışcasına güzeldir yükselen surlarının tepesinde ışıktan bir mızrak gibi parlayan Ak Kulesi ile.

Şehir’in yaratıcısı olan yazar J.R.R Tolkien, Şehir’i şu cümleleri ile betimler:

“Şehir, her biri dağa oyulmuş ve etrafı, ortasında bir kapısı olan surlarla çevrilmiş yedi satıh üzerine inşa edilmişti. Fakat kapılar bir hizaya yerleştirilmemişti: Şehir surlarındaki Büyük Cümlekapısı dairenin doğu noktasındaydı fakat bir sonraki güneye, üçüncüsü kuzeye bakıyor, bu böylece değişe değişe yükseliyordu; böylelikle Hisar’a tırmanan kaldırım taşlarıyla döşeli yol, dağın yüzünde bir o yana, bir bu yana dolanıp duruyordu. Yol, ne zaman Büyük Cümlekapısı’nın hizasına denk gelse, çıkıntı yapan muazzam kütlesi, ilki hariç Şehir’in bütün dairelerini ikiye ayıran kayadan kocaman bir payandayı delerek kemerli bir tünelden geçiyordu. miÇünkü kısmen tepenin ilkel biçimlendirmesinden, kısmen de eskilerin muazzam hünerleri ve emekleri sayesinde Cümlekapısı’nın arkasındaki geniş avlunun gerisinden kenarları gemi omurgası kadar keskin, doğuya bakan, taştan yüksek bir tabya yükseliyordu. En üstteki dairenin hizasına kadar yükseliyor ve orada mazgallı siperlerle taçlanıyordu; böylece Hisar’dakiler, tıpkı dev bir gemideki gemiciler gibi tabyanın tepesinden, diklemesine aşağılarındaki, yedi yüz metre altlarındaki Cümlekapısı’nı gözleyebilirlerdi. Hisar’ın girişi de doğuya bakıyordu ama kapı, kayanın tam göbeğine oyulmuştu; oradan, lambaların aydınlattığı bir yokuş yedinci kapıya tırmanıyordu. Böylece sonunda Yüce Avlu’ya, Ak Kule’nin eteği önündeki Kaynak Yeri’ne varıyordu: Ak Kule yüksek ve biçimliydi, temelinden tepesine elli kulaç yüksekliğindeydi ve tepesine dikilmiş Vekilharçların Sancağı ovanın bin ayak tepesinde dalgalanıyordu.”

Kaynak

Leave a Reply