Kentli Hakları

Kentli Hakları

Kentsel yaşam ya da kentte yaşam penceresinden bakıldığında kent, insan haklarının korunduğu ve gerçekleştirildiği bir yaşam alanıdır. Kent sakinlerinin yaşadıkları kentsel ve çevresel değerleri üzerindeki hakları, uluslararası alanda gündeme gelmesi ve ele alınması 1992 yılında imzalanan Avrupa Kentsel Şartı (European Urban Charter)’nda belirtilmiştir. Bu şartın özelliği, hükümetlerin değil, yerel yönetimlerin imzasına açılmış bir metin olmasıdır. Bir kent politikası olan bu şartlar Avrupa’da ki ülkeler için bir dizi yol gösterici evrensel ilke olarak tanımlanmıştır. Avrupa Kentsel Şartı (European Urban Charter) dayandığı en önemli iki temel ilke ise “işbirliği” ve “dayanışma” dır. 17–19 Mart 1992 yılında Avrupa Konseyi’nin 27. oturumunda kabul edilen Avrupa Kentsel Şartı (Karar No: 234 ve Eki), Avrupa’da 1980–1982 döneminde yayılan “Kentsel Rönesans”ın geliştirdiği önemli kentsel politikalara işaret eder. Şart, kentsel yaşamın geliştirilmesi için dört ağırlıklı alan seçmiştir. Bunlar;

  1. Fiziksel kentsel çevrenin geliştirilmesi,
  2. Mevcut konut stoklarının yenilenmesi,
  3. Yerleşmelerde sosyal ve kültürel olanakların yaratılması,
  4. Toplum kalkınması ve halk katılımının özendirilmesidir.

Şartlar genel olarak kent sakinlerinin, dayanışma ve sorumlu hemşerilik kıstaslarının eşitliği kabulüne bağlıdır. Kent sakinleri güvenlik, sağlıklı bir çevre, istihdam, konut, dolaşım, sağlık, spor ve dinlence,
kültürler arası kaynaşma, iyi mimari ve fiziksel çevre, işlevsel uyum, katılım, ekonomik kalkınma, sürdürülebilir kalkınma, mal ve hizmetler, doğal zenginlikler ve kaynaklar, kişisel bütünlük,
belediyeler arası iş birliği, finansal yapı ve mekanizmalar, eşitlik haklarına sahiptir: Yerel yönetimler için pratik bir rehber özelliğindeki bu şartları Türkiye’de henüz hiçbir yerel yönetim imzalamadı. Bu tür bir uluslararası hukuk metni kabulü olmayan yerel yönetimlerimizde yaşayan
kentliler olarak bizim haklarımız nerede yer alıyor?

Kentli Haklarının İçeriği

Bu aşamada ilk olarak kentli haklarını nasıl tanımlıyoruz ona bakmalıyız. Bu konuda yayınlanan birçok
makale ve yazıda belirtilen tanımların dili ortak aslında ;
‘’Kentli hakları, temel hakların, ekonomik, toplumsal ve kültürel hakların, siyasal hakların ve
dayanışma haklarının gerçekleşme alanı olarak, kent mekânında somutlaşmasıdır. Bireyin sahip
olduğu insan haklarını kentsel mekânda yeterince ve özgürce kullanabilmesidir. Kentli hakları, kentte
yaşayan herkes için ayrım gözetmeksizin uygulanır (Geray, 2000: 498).’’
Kentli hakları, bireylerin kişiliklerini çok yönlü geliştirme yanında, oturma, üretme, dinlenme ve
dolaşma etkinliklerini de yerine getirmelerine olanak tanıyan bir kentsel yaşam çevresi
gereksiniminden doğmuştur (Ertan, 1997: 39). Bu gereksinimler kentli haklarının konusunu teşkil
eder. Kentli haklarının alacaklısı ve borçluları, kentli haklarının dayanışma hakları içinde yer alması
nedeniyle, herkestir. Herkes temiz, sağlıklı, insan onuruna yakışır bir kentte yeterli kamu hizmetlerini
almaya, her türlü sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılama hakkına sahiptir. Diğer taraftan
bu hakka sahip olanlar bu hakların gereği gibi uygulanmasından da sorumludur. İnsan hakları,
evrensel boyutta soyut olarak düzenlenmiştir. Buna karşılık, atomistik bireylerin oluşturduğu soyut bir
toplumu temel alan insan haklarının aksine kentli hakları, kent içindeki insanı temel aldığından daha
somuttur. İnsan haklarının uygulamaya geçmesi, pratiğe yansıması kentliler için kentli haklarının
varlığı ile mümkündür (Tekeli, 1994: 29).
Küreselleşme etkisiyle ortaya çıkan yerelleşme, yönetişim, kentsel yaşam kalitesi vb. kavramların
gelişimi, uygarlığın ve insan haklarının şekillendiği mekânlar olarak ortaya çıkan kentlerin ve
kentlilerin ayrı bir başlık altında incelenmesi gereğini ortaya koymaktadır. Kentli haklarının gelişimi
değişen dünya gündeminin bir sonucudur. Kentli nüfusu her geçen gün artmaktadır. 1800 yılında
dünya nüfusunun sadece %1,7’si kentlerde yaşarken, bu oran 1970 yılında % 22’ye, 2000 yılında %
48’e ulaşmıştır. 2000 yılında 2,9 milyar insan kentlerde yaşarken, günümüzde bu rakam çok daha
büyük sayılara ulaştı.
Diğer taraftan, kentli haklarını çevre hakkının uzantısı olarak ele alan görüşler de bulunmaktadır
(Ertan, 1997: 38). Kentli haklarını çevre hakkının bir uzantısı görmek kentli haklarına bir sınırlama
getirir,kentteki sorunların yalnızca bir kısmı çevresel niteliklidir. Konut sorunu, istihdam yetersizliği,
katılımın azlığı, güvenlik, spor ve eğitim alanlarının yetersizliği, ulaşım hizmetlerinin aksaması, kentle
bütünleşme vb. sorunlar çevre sorunlarından farklı önemli kentsel sorunlardır. Çevre sorunlarının
önemli bir kısmı kent ve sanayi kökenli olsa da, yoğun çevre kirliliğine maruz kalan kentsel alanlar olsa
da kentlerin sorunları yalnızca çevresel nitelikli sorunlar değildir. Kentli hakları sağlıklı ve dengeli bir
çevrenin dışında farklı hakları da içinde barındırmaktadır.
Kentli hakları; kentteki eğitim ve kültür faaliyetlerinden yararlanma, suç ve şiddetten arındırılmış
güvenli bir kentte yaşama, temiz su kaynaklarının temini, hava kirliliğinin önlenmesi, kıyı alanlarından
toplumun eşit biçimde yararlanması vb. birçok hakkı kapsamına almaktadır.
Kentli hakları, yerel hizmetlerin etkinliğinin artırılmasında, ekonomik, sosyal ve kültürel olanakların
yaratılmasında, yerel topluluk ve dayanışmanın geliştirilmesinde ve yerel yönetimlerde etkin yurttaş
katılımının teşviki açısından önemlidir. Kentli haklarının hayata geçirilmesi, demokrasinin yerelde
işletilmesi, insan haklarının yaygınlaşması ve uygulanması, kentsel yönetimlerin verimliliği, yerel
inisiyatifin harekete geçirilmesi için zorunludur. Kentli haklarının varlığı özellikle siyaset ve yöneticiler
için zorlayıcı bir adımdır. Kentli haklarının gerçekleşme düzeyi, yerel yöneticilerin yaptılarının bir
karnesi olarak değerlendirilebilir. Kentli hakları, kentsel yaşam kalitesinin özünü, gerçekleşme
düzeyini belirleyen, geliştirilmesi için varılması gerekli hedefleri gösteren temel birer öğe niteliği
taşımaktadır. Bu anlamda kentli haklarının yasal bir düzenlemeyle bağlayıcı hale getirilmesi hem
yurttaşların hakları bakımından hem idarenin sorumluluğunun hukuki bir zemine oturtulması
bakımından büyük bir öneme sahiptir.

Kentli Haklarının Hukuki Dayanakları

Kentli hakları konusunda bağlayıcılığı olan herhangi bir uluslararası hukuki metin henüz mevcut
değildir. Kentli haklarının yer aldığı birçok uluslararası metin gerçekte birinci ve ikinci kuşak haklara
yönelik olarak düzenlenmektedir. 24 Ekim 1945 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesi, kentli haklarını ilgilendiren çeşitli haklara kaynaklık etmiştir. Eşitlik ve
kardeşlik (m. 1), işkenceye karşı durma (m. 5), yasalar önünde eşitlik (m. 7), konut dokunulmazlığı (m.
13) vb. haklar yanında, temsilcileri seçerek yönetime katılma, eşit söz sahibi olma hakları, dinlenme,
eğlence, boş zamanlarını değerlendirme hakları, eğitim, sağlık, öğretim ve kültür hakları da genelde
kentli haklarıyla ilgilidir. BM tarafından 1966 ‘da kabul edilip, 1976 ‘da yürürlüğe giren Ekonomik,
Toplumsal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmeleri özellikle ikinci kuşak haklara yer vermekte,
kentli hakları bakımdan da birçok düzenleme için temel oluşturmaktadır. Sözleşme’nin 11/1.
maddesinde; “Bu sözleşmeye taraf devletler, herkese, kendisi ve ailesi için, beslenme, giyim ve konut
dâhil yeterli bir yaşam düzeyi ve yaşama koşullarını sürekli olarak geliştirme hakkını tanır” hükmü yer
almaktadır. Avrupa Konseyi’nce 1950 yılında benimsenen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi konu ile
ilgili bir diğer metindir. Doğrudan sözü edilmese de yerel yönetimler ve yerel halka yönelik insan
hakları ihlallerine karşı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru hakkı tanınmıştır. Avrupa
Konseyi’nce 1961 ‘da ortaya konulan Avrupa Sosyal Şartı daha çok ekonomik ve sosyal haklar
üzerinde odaklansa da Avrupa Kentsel Şartı’nın habercisi olarak görülmektedir (Geray, 2000: 505).
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nca 1990 yılında kabul edilen Paris Şartı; insan hakları
demokrasiyi vurgulasa da, ilk kez uluslararası bir metinde “yöneticilerin seçmenlere hesap vermesi”
ilkesine yer verilmektedir. Kentli haklarıyla ilgili bir diğer bölgesel metin 7 Şubat 1992 tarihinde
Maastricht’te imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması’dır. Antlaşmayla, yerellik (subsidiarite) ilkesi Birlik
genelinde kabul edilmiş, böylelikle, hizmetlerin halka en yakın örgütçe verilmesi benimsenmiştir.
Merkezi yönetim, bu ilke gereğince, hizmetleri, eğer yerel düzeyde hiç yerine getirilemiyor ya da etkin
bir biçimde yerine getirilemiyorsa üstlenebilir. Ayrıca Maastricht Antlaşması’nın 128. maddesinin ilk
fıkrasında, üye devletlerin ulusal ve bölgesel çeşitliliğinin ve ortak mirasının korunmasına vurgu
yapılmıştır. 1985 tarihinde Avrupa Konseyi’nce kabul edilen, amacı Avrupa genelinde özerk yerel
yönetimlerin oluşturulması olan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, aynı zamanda, kentli
haklarının uygulanması ve geliştirilmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Şart kapsamında;
yerel yönetimlerin yasal (mümkünse anayasal) dayanaklara kavuşturulması (m. 2), kendi yönetim
yapılarını oluşturma hakkının tanınması (m. 6), seçilmiş kişilerin görevlerini özgürce yerine getirmesi
(m. 7), idari vesayetin hukuki denetimle sınırlandırılması (m. 8), yerel yönetimlerin özerk mali
imkânlara sahip olması (m. 9) konularında düzenlemeler getirilmektedir.
Kentli Haklarının Hayata Geçirilmesi
Kentli haklarının uygulanmasında üç farklı yöntemden bahsedilebilir.
1- kentte yaşayan bir kimsenin haklarını kullanırken kentli haklarının güvence altında olmasıdır.
2- Kentli haklarının her kentlinin davranışlarıyla oluşup, geliştiği kabul edildiğine göre kişilerin
geliştirilmesi yoluyla kentli haklarının gerçekleştirilmesidir.
3- Hak sahibinin bu hakların gerçekleştirilmesini toplumsal düzeni kurmaktan sorumlu devletten
istemesi yoluyla gerçekleştirilmesidir (Tekeli, 1994: 30).
‘’Kentli haklarının yaşama geçirilmesinde bu üç yoldan tek tek ya da üçü birlikte yararlanılabilir.’’
(Geray, 2000: 503).
Mali, idari ve hukuki araçları güçlendirilmemiş yada donatılmamış bir yerel yönetimden kentli hakları
konusunda gerekli adımları atmasını beklemek gerçekçi değildir. Kentte yaşayanların temel hak ve
özgürlüklerinin gerçekleşebilmesi, kentlilerin yaşadıkları kent üzerinde haklarını gereği gibi
kullanabilmesi kent yönetiminin söz konusu hakları sağlayacak niteliğe sahip olmasına bağlıdır. Kentli
haklarının gerçekleştirilmesi, halkın taleplerinin kent yönetimine bildirilmesi, bununla ilgili eylem ve
etkinliklerde bulunma, bu konuda örgütlenme, bunlara ilişkin kararlara katılma, bilgi isteme ve
denetim yapabilme haklarının güvence altına alınmış olmasıyla mümkündür. Bu da kuşkusuz
demokratik, katılımcı, çoğulcu, saydam bir kent yönetiminin var olmasına bağlı bulunmaktadır. Bütün
bunlara karşın kentli hakları, bir dayanışma hakkı olması nedeniyle, yalnızca yerel ya da merkezi
yönetimin katkısı ile yaşama geçirilecek haklardan değildir. Bu konuda kentte yaşayan halka da büyük
bir iş düşmektedir.’’Kentli sadece mekân olarak kentte yaşayan kimse değildir. Kentlileşmek, kentli
olmak; kentleşme akımı sonucunda, toplumsal değişmenin insanların davranışlarında ve ilişkilerinde,
değer yargılarında, yaşam biçimlerinde değişiklikler yaratması sürecidir (Keleş, 1998: 80)’’. Birey
kentin sorunlarına gereken duyarlılığı göstermeli, bu konuda aktif bir denetleyici olmalıdır. Aksi
durumda günümüzde olduğu gibi yönetimler bunları görmezden gelebilirler. Sorunlar birikerek,
kentsel yaşamın kalitesini düşürebilirler. Kentlilerin kentsel sorunlara, dolayısıyla, kentli haklarına
sahip çıkması yönetim için en önemli zorlayıcı güç olacaktır. ‘’Kentlerin insanca yaşanır hale
gelmesinde için asıl görev, kentin asıl sahibi olan kentliye, halka, kamuoyuna, kısacası insana
düşmektedir. Kentli olma organize edilmiş hayatın içinde organizasyonu bozmayacak ve/veya
aksatmayacak şekilde yer almaya; bunun içinde kent hayatı organizasyonunu günlük hayata kusursuz
olarak bütünleyebilmeye bağlıdır. Bu yaklaşım daha çok çağdaş kentleşmenin niteliklerini
yakalayabilmeyi ve “medeni olma” anlamında kentlileşmeyi vurgularken, aynı zamanda, kentsel
hakların savunulabilmesi ve uygulanabilmesine bir çerçeve, bir zemin hazırlamaktadır (Ökmen, 1998:
1201)’’.
‘’Kentli hakları ve kent toplumsal yaşamın bir parçasıdır. Birey davranışları ile hem kent hem de kentli
hakları üzerinde sonuçlar yaratmakta, böylelikle, hem toplumu hem de kendi yaşamını
şekillendirmektedir. Örneğin, bir kişinin belli bir mobilyayı evine almasının sonuçları büyük ölçüde
onun özel alanı içinde kalmaktadır. Ama evine bir kat çıkmasının ya da evinin rengini çevresine uyum
göstermeyen biçimde değiştirmesinin sonuçları kamusaldır. Bir sokağın estetik görüntüsü kamuca
tüketilmektedir; o kamusal bir maldır. O zaman evinin rengini değiştiren bir kişi, o çevrede oturanları
rahatsız edebildiği gibi, çevre kalitesini düşürerek rant düzeyini düşürmüş ve mülk sahiplerine zarar
vermiş olmakta, kamusal nitelikteki sokağın ve kentin estetiğini bozmaktadır (Tekeli, 2002: 25)’’.

Türkiye’de Kentli Haklarının Durumu

Türkiye’de kentli haklarının yasal dayanakları 1982 Anayasası’dır. Anayasa’daki bazı maddeler
doğrudan ve dolaylı olarak kentli haklarıyla ilgilidir.
-Anayasa’nın 5. maddesinde, kişinin ve toplumun huzur ve mutluluğunun devletin temel amaç ve
görevlerinden olduğu belirtilmekte,
-23. maddesinin ikinci fıkrasında, yerleşme özgürlüğünün “sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi
gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak” amacıyla sınırlanabileceğini öngörülmektedir.
-1982 Anayasa’sının 43. maddesinde, kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufuna bırakılmakta;
-56. maddesinde, her yurttaşın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı olduğuna vurgu
yapılmakta;
-57. maddesinde ise, “konut hakkı” başlığı altında, devletin konut ihtiyacını karşılayıcı tedbirler alması
öngörülmektedir.
Anayasa’nın aksine kentli hakları ile ilgili doğrudan bir yasal düzenleme yapılmış değildir. Kentli
hakları ile ilgili yapılan bir çalışmada kent ve kentli hakları ile ilgili toplam 415 adet yasa tespit
edilmiştir. Yasalardan on tanesi Osmanlı dönemine aittir. Yasaların 178’inde özgürlükten yoksun
bırakma cezası (hafif hapis, hapis, ağır hapis) ve para, ağır para cezası öngörülmektedir. Kurum
adlarından (belediye, encümen, belediye meclisi vb.) yola çıkarak yapılacak bir mevzuat taramasında
ise konu ile ilgili yasa sayısı 169’a düşmektedir (Öndül ve Çekiç, t.y.: 3). Öte yandan Öndül ve Çekiç’in
çalışmasında tespit edilen yasaların önemli bir kısmı dolaylı ve konunun çağdaş boyutunu ele
almayan; daha çok esenlik, kamu düzeninin devamı, kamu hizmetlerinin doğru ve yeterli
uygulanması, sağlıklı ve temiz yaşamın tesisi amacıyla çıkarılmış yasalardır. Umumi Hıfzıssıhha
Kanunu’nda, dönemin gerekleri düşünülerek kentin temizliği, sağlıklı ve esenliği adına onlarca hüküm
bulunmaktadır. Hakların korunması ve uygulanmasıyla ilgili kurumsal düzenlemeler ve işleyiş usulleri
ile ilgili sorunlar olsa da, yurttaşlara tanınmış olan hakların listesinin çok geniş olduğunu, ancak
bunların uygulanmasını sağlayacak demokratik bir işleyişin olmadığı görülmektedir.
Kentlilerin karar alma sürecine katılmadığı, denetim sürecinde bulunmadığı, ilgili kurum ve
kuruluşlara gerekli itiraz ile idari ve/veya adli başvuruları yapamadığı bir sistemde, kentli haklarının,
yasal olarak varlığı hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Bu konuda özellikle bilgiye erişme, karar alma
sürecine katılma ve yargıya başvuru hakları kentli haklarının hayata geçirilmesinde belirleyici role
sahiptir.
Özellikle imar ile ilgili uygulamalarda, kentli haklarının savunulması, hayata geçirilmesinde yargıya
başvuru hakkı önemli bir araçtır. 2872 sayılı Çevre Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu, 4856 sayılı Çevre
ve Orman Bakanlığının Kuruluş Kanunu, Katı Atık Kontrol Yönetmeliği, Hava kalitesi Kontrol
Yönetmeliği, ÇED Yönetmeliği vb. yasal düzenlemelerde dolaylı hükümler yer almaktadır. Bu
düzenlemeler , yurttaşı karar alma sürecine ortak etmek yerine alınan karara itiraz etme ya da karar
konusunda görüş sorma şeklindedir. Özellikle uygulamada kentli haklarının iyi bir noktada olduğunu
söylemek zordur. Türkiye’deki kentlerde halen yollar bozuk, yeşile hasret, kaldırımları araba işgaline
uğramış, altyapısı yetersiz, halk katılımına kapalı.
DPT tarafından ülke geneli esas alınarak yapılan bir çalışmada, kentlerin % 40.65’inin konut,
%1.09’ünün ticaret, % 6.81’inin sanayi, % 3,5’inin eğitim, % 0,8’inin sağlık, % 0.57’sinin spor, %
0,2’sinin kültür ve eğlence, % 2.27’sinin ise yeşil alan olduğunu görülmektedir (Yonca, 1993: 4).
Kentsel donatıların bu kadar yetersiz olmasının temelinde plansızlık ve rant yatmaktadır. Ülke
genelinin %50’si gecekondularda kentsel yaşam kalitesi düşük, hiçbir sosyal, kültürel ve teknik
altyapısı olmayan yapılarda yaşamaktadır. Her yağmur yağdığında Türkiye’de birçok kent sular altında
kalmaktadır.
Kentlerin anıları, tarihleri ve geçmişleri korumak kente olan görevimizdir. Ne yazık ki kentlilere karşı
bu duyarlılığı Türkiye’de mevcut değildir. Günümüzde imar planları her an değişebilmekte, projeye
göre hiçbir şart veya denge gözetmeksizin düzenlenebilmektedir. İmar plan değişikliklerine karşı
açılan davaların sonuçları gizlenerek, kesinleşmiş mahkeme kararları uygulanmamaktadır. Sıklıkla
yapılan plan değişiklikleri ile kentlilerin ihtiyaç duyduğu park, yeşil alan, eğitim alanları, ticari ya da
konut rantı alanlarına dönüştürülmektedir.

KAYNAKÇA;
Karasu, Mithat Arman ‘’Kentli Haklarının Gelişimi Ve Hukuki Boyutları’’, TBB Dergisi, S 78, 2008
Ertan, Kıvılcım Akkoyunlu (1997), “Kentli Hakları,” Amme İdaresi Dergisi, C. 30, S. 3, s. 31–48. Geray,
Cevat (2000), “Kenttaşlık Hakları,” İnsan Hakları Yıllığı, C. 21, TODAİE, s. 499–510.
İçişleri Bakanlığı (1996), Avrupa Kentsel Şartı, Ankara.
Keleş, Ruşen (1998), Kentbilim Terimleri Sözlüğü, İmge Kitabevi, Ankara. Keleş, Ruşen (2004),
Kentleşme Politikası, İmge Kitabevi, Ankara.
Ökmen, Mustafa (1998), “Bir İnsan Hakkı Olarak “Kentsel Haklar” ve Bazı Mülahazalar,” Yeni Türkiye,
İnsan Hakları Özel Sayısı, s. 1199–1207.
Öndül, Hüsnü ve Çekiç Cengiz (t.y.), Türkiye’de Kentli Hakları Mevzuatı, TMMOB Yayını, Ankara.
Tekeli, İlhan (1994), “IULA ve EMME Başdanışmanı sıfatıyla yaptığı
konuşma,” Kentsel Haklar: Karşılaştırmalı Çerçevede Türkiye, Der.:
Mete Tunçay, Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi, İstanbul, s. 25–32.
Tekeli, İlhan (2001), Modernite Aşılırken Kent Planlaması, İmge Kitabevi,
Ankara.
Tekeli, İlhan (2002), “İnsan Haklarının Yerleşmeye ve Mekâna İlişkin
Boyutları Üzerine,” İnsan, Çevre, Kent, Der.: Ferzan Yıldırım, Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi
Akademisi, İstanbul, s. 15–29.
Yonca, Ali (1993), Türkiye’de Kentlerin Fiziki Dokusu, DPT, Ankara.
http://www.konyamimod.org.tr/blog/baskandan/kentli-olarak-haklar%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1-
ne-kadar-biliyoruz-1

Leave a Reply