DEPREM

DEPREM

Ülkemizde meydana gelen İzmir depremini büyük bir üzüntüyle öğrendik. Ülkemizde sıkça rastladığımız ve her seferinde biraz daha artan acılarımız ve can kayıplarımız sonrası birçok kişi gerek medya gerek resmi gerekse sosyal medya üzerinden depremlerle alakalı bir söylem geliştiriyor. Bu söylemler çoğu zaman kulak ardı edilip birkaç ay sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ediliyor. Bütün bunlara rağmen halen deprem gerçeği ile yüzleşemiyor ve can kayıpları vermeye devam ediyoruz. Bunlara rağmen ortaya çıkan mucize yaşamlar ise halen bir umudun olduğunu hissettiriyor.

17 Ağustos depreminde İlk okul çağında bir çocukken evimiz deprem bölgesi olmamasına rağmen sallanmış ve biz o geceyi köyde dedemlerin tek katlı kerpiç evinde geçirmiştik. Kerpiç ev yıllara meydan okurken bizim henüz yeni sayılacak evimiz yüzlerce km ötedeki bir depremle sallanmıştı. O günlerde depremin anlamını çok bilmiyordum ancak inşaat mühendisi olan babamın konuşmalarından evimizin kurutulmuş bir bataklık yatağına yapıldığını duymuştum. Evimizin bu kadar şiddetli sallanmasının nedenini buna bağlıyordu. Tabi sonra dedemlerin televizyonunda gördüğüm görüntüler bizim ne kadar şanslı olduğumuzu düşünmeme sebep olmuştu. Görüntüler halen canlı bir şekilde aklımda diyebilirim. Binlerce cana ve birçok acıya sebep olmuştu.

DEPREM

https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-49322860

Yaklaşık üç ay sonra, bu kez 12 Kasım’da yine Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde merkez üssü Düzce olan bir başka deprem daha meydana geldi. 7.2 büyüklüğünde olan ve 30 saniye süren Düzce Depremi’nde 845 kişi hayatını kaybetti.Üç ay içerisinde meydana gelen büyüklüğü 7’nin üstündeki bu iki deprem, Türkiye’deki riskin ve özellikle de İstanbul’un güneyinden geçen fay hattında meydana gelmesi beklenen kırılmaya karşı alınacak önlemlerin daha fazla tartışılmasına neden oldu.

Bütün bunlar ışığında bakıldığında Türkiye coğrafya olarak depremle içiçe ve bundan sonra da depremler olacak. Burada önemli olan biz depreme karşı nasıl önlem alacağız ve nasıl korunacağız. Deprem konusunda dünyada bir simge olan Japonya bu konuda daha teknolojik çözümler bularak bizden daha şiddetli depremleri çok az hatta sıfır can kaybıyla atlatıyor. Bizim ülkemizde de birçok kişi bu çözümler hakkında birşeyler söylüyor ancak gerçekten bu konuda söylenenler ne kadar tutarlı buna bakalım isterseniz ;

JAPONYA DA Kİ SİSTEMLER

Temelde kullanılan izolasyon ve bina içerisindeki devam eden sistem ile birlikte depreme dayanıklı evler yıkılmayan bir hale getirilirken aynı zamanda da çok şiddetli depremler de kırılmak yerine esneme payı oluşturuyor. Japon mühendisler bu konuda duvarların iç kısımlarında oluşturulan boşluklara metal plakalar yerleştirerek tüm binanın aynı anda hareket oluşturmasını sağlarken, bu esneklik binanın yıkılmasını ve kırılmasını da engelliyor. Ülkede çok yüksek katlar ile inşa edilen gökdelenler, bu sistem sayesinde sağlı sollu veya önlü arkalı şekilde 3 metreye kadar ulaşan bir mesafede gidip gelirken, katlar arasında esneme paylarının oluşmasıyla binanın yıkılması engelleniyor. Binanın temellerinde amortisörler kullanılması, hareket sırasında binanın esneme payı ile titremesini tehlikesiz bir hale getirirken, temelde kullanılan tampon sıvılar ise sallantı sırasında şiddetin azalmasını sağlıyor.

Japonya’da depreme dayanıklı evler inşa edilirken kullanılan ana sistem, binanın yeryüzü bağlantısını kesmeye yarayan taban izolasyonu oluyor. Bu sistem için binaların temel kısmında kauçuk ile imal edilmiş tamponlar kullanılırken bu tamponlar binaların deprem tehlikesi anında titremesi ve eğilmesi yerine yatay şekilde sallanmasını mümkün hale getiriyor. Temelde oluşan bu sallanmanın binanın geneline yayılması için de bina iskeleti içerisinde bulunan hidrolik teller kullanılarak binanın yıkılması önleniyor.

Bunun dışında Japonya’da depremle ilgili hazırlık ve önlemlere aşağıdaki linkte bulunan yazıdan detaylı bir şekilde okuyabilirsiniz.

Bizim ülkemizde deprem olduğunda en çok müteahhitler, proje müellifleri ve fenni mesuller suçlanır. Bu da haksız bir suçlamadır. Halkımız bir evin yapılışıyla alakalı eksik bilgiye sahiptir bu durum da ev seçerken nelere dikkat edilmesi gerektiğini bilmedikleri için sonradan pişman olacakları birçok şeyle karşılaşmalarına yol açıyor.

DEPREM DE YIKILAN EV KİMİN SUÇU ?

Bir ev yapılırken ilk önce müteahhit talepleri doğrultusunda projelendirme aşaması mimar ve mühendisler tarafından yapılır ve belediye onayına sunulur. Belediyeden onayı alan projeler ruhsatlandırılır ve inşaatına başlanılır. İnşaat aşamasında 17 Ağustos depremi sonrası alınan karar sonucu Çevre ve şehircilik bakanlığına bağlı denetim kurumlarıdır. Birçok yaptırım ve kanuna bağlıdır. İnşaat aşaması bütün kriterleri sağladıktan sonra yapılan incelemeler sonucunda iskan belgesi verilmesiyle sonuçlandırılır.

EV NEDEN YIKILIR ?

Depremde yıkılan yerler yada riskli bölgeler genelde bu tarihten sonra yapılmış binalardır. Tabi bu depremin şiddetine ve çevresel faktörlere göre değişebilir. İlla 2000’den sonra yapılan bina yıkılmaz diye bir sorun yok. Binalar 7.0 şiddetindeki depremlere kadar ayakta dursa da zeminde meydana gelen fay hattından kaynaklı sorunlar yada yanlış bir zemin seçilmesi gibi durumlar buna ek olarak imalat dediğimiz inşaat sürecinde müteahhit yada yapı denetim kuruluşlarının yapmış olduğu hileli imalatlar ilk akla gelen nedenler olabilir.

DÜKKANLAR DEPREM RİSKİ Mİ ?

Bunun dışında özellikle dükkanlarda yapılan tadilatlarda iş bilmeyen kişiler tarafından taşıyıcıların ortadan kaldırılması yada işlem yapılması da buna etken olabilir.

İşin özünde bir depremle alakalı en son suçlanacak olan kişiler ‘’MİMAR VE MÜHENDİSLERDİR ‘’ ruhsat veren memurdur. Burada ilk sorumlu müteahhit ve yapı denetim kurumlarıdır. Yapı hatalı olmasına rağmen iskan veren kurum personelidir. Yapıya sonraki süreçler de zarar veren işlemler yapan kişilerdir. Bir kez daha popülist yaklaşımlarla meslekleri ve onların itibarlarını zedeleyecek asılsız suçlamaları yapmadan düşünün ve doğru bilgi edinin.

Leave a Reply